Veysel Çelik
Dede ... Bir Fotoğrafın Öyküsü... Çok az kişiye nasip olmuştu..
Tunceli'de aslında gerçek adıyla Dersim'de yaşıyor. Adını şu anda hatırlamıyorum ama 4 sene evvel bir gezi sırasında gördüm. Tam karşımızdaki avluda oturuyordu. Yanına gittim. Fotoğraf çekerim diye.Selam verdim.
-Selamınaleykum dede.
-Aleykümselam.
-Oturabilir miyim dede? diye sordum. Ses etmedi. Yanına oturdum. Biraz bekledim. Sohbet edeyim dedim.
-Dede kaç yaşındasın?
- 83 demişti oğlum..
Elinde sıkı sıkı tuttuğu bir keman çantası vardı.Taşıdığı çanta onun kadar yaşlıydı. Çok dikkatimi çekti.
-Ne var içinde dede keman mı ?
Dedenin babacan sevimli yüzü bir anda ciddileşti.
- Yok bişi evladım.. hadi yoluna...
Böyle bir tepki alacağımı nerden bilebilirdim. Tırstım ve çok bozuldum. Oysa ben İstanbul'dan gelmiş meraklı hevesli bir üniversiteliydim. Herkes sevmez miydi böyle kişileri :) Belli ki dede sevmedi beni. Ya da çantada sorun vardı. Yoluma devam ettim. Akşam saatlerinde şehir merkezine geri döndüğümde bir kez daha rastladım dedeye. Hemen yanına koştum. Beni öyle bozdu ya içime oturdu. Kendimi sevdirmeliydim.
Bir köşede oturuyordu. Konuya nasıl gireyim diye düşündüm. Ama ne soracağımı bilmiyordum.Hiç bir şey demeden yanına oturdum. Bana baktı kafasını çevirdi. Bu ikinci posta.
Tabakasını çıkardı cebinden bir sigara sarmaya başladı. Aha dedim şimdi yakaladım. Şöyle bi giriş yaptım;
-Tabaka çok güzelmiş dede gümüş mü o ? Üstündeki el işçiliği belli. Şimdi böle bişi almaya kalksan en az 200 liradır valla.
Kafasını bana çevirdi.
-köşedeki bakkalda satılıyor git al istersen.
Bu da mı gol değil be dede. Üçüncü posta. Tüm sevimliliğimle;
-Adıyaman tütünü mü o ?
Cevap bile vermedi. Dördüncü posta. Belkide tipimdendir dedim. Hemen köşedeki bakkala kadar bi koşu gittim. Bakkal dediysem hani şu leyla ile memcun dizisinde ki Erdal bakkal gibi herşey var. Döner,tost,terlik,çay,hediyelik eşya ne ararsan var. Nerden baksan 5m'li Migros kıvamında.. İki çay kaptım. Hemen dedenin yanına geri döndüm.
-Al dede. Seninkini koyu aldım. Şeker ?
-Şeker istemiyorum. Siz nerden geldiniz buraya ? dedi. bana dedi. bana sordu. soru sordu.
içimde anlamsız bir heyecan. Sanki karşımdaki benimle günlerdir konuşmayan,surat yapan kız arkadaşımmış gibi.
-Kadıköy hmm şey yani İstanbul dede.
Burdan itibaren konuşmamız bazen kürtçe bazen türkçe bazen her ikisi bir anda devam etti. Kafalar karışmasın ben türkçe devam edeyim...
-Adın ne ? Ne iş yapıyorsun?
-Veysel. Öğrenciyim dede İstanbul'da ama aslen Batmanlıyım.
-Annem,baban ?
-Hepsi Batman'da.
-Yaşıyorlar ?
-Çok şükür hepsi sağ yaşıyor.
-Burada işin ne o zaman
- Ee valla dede aslında ben fotoğrafçıyım. Öylesine geziyorum.
-Baban ne iş yapıyor.
ben fotoğrafçıyım,öylesine geziyorum dedim diye sanırım bunun babada para gani diye düşündü.
-Emekli dede belediyeden emekli.
Nerede kalıyorsun,parayı nerden buluyorsun,bu saç sakalın hali ne böyle,sen niye kürtçeyi çok iyi konuşamıyorsun buna benzer onlarca soru ardı ardına sıraladı. Ben onu konuşturup ağzından bişiler duyayım da yaşını başını almış adam şimdi ne hikayeler vardır diye düşünürken dede beni bülbül gibi öttürmeye başladı. Çayından son yudumu alırken fırsat bu fırsat dedim..
-Burada mı oturuyorsun dede.?
diye sordum önünde oturduğumuz avluyu göstererek.
-Yok burada oturmuyorum.
dedi. Az ilerde duran kerpiçten yapılmış beyaz duvarlı evi göstererek.
Konuyu bir türlü elindeki çantaya getirmeye cesaret edemiyordum.
Neyse dedeye saçma sapan bir sürü soru sordum. Ben soru sordukça dede bildiğin düz çokta ilginç olmayan cevaplar veriyordu. Yok bana ekmek çıkmayacak diye düşündüm. Heveslenmiştim belki yeni filmimin hikayesi çıkar diye olmadı. Yanlış alarm. Ama son bi kozum vardı elindeki çanta....
Eninde sonunda çantaya sıra gelecek diye kendimi olmadığım kadar sempatik,meraklı,efendi bir üniversite genci gibi göstermeye çalıştım. Galiba işe yaramış olacak şimdi ne dediğimi hatırlamıyorum ama verdiğim bir cevaptan dolayı başımı okşadı. Aha şimdi sırası dedim.
Kocaman ama bir o okadar yumuşak elleri daha başımdayken.. Dünyanın en masum en efendi genci ifademi takınarak...
-Dede ne var çantada dedim. Keman değil mi o?
Az evvel pamuk gibi beni sevgiyle okşayan elleri bir anda yarım ton ağırlaştı..............
-Bi şey yok evladım dedim ya sana..
bu kez bişi demedim. Bakkala gidip çay alırken dedenin elindeki tabakayı da göüp almıştım. Çıkardım cebimden gerçi benimkinin içinde tütün yoktu ama kırmızı winstonlarımı tabakaya dizmiştim alır almaz. bir sigara çıkardım.
-dede müsadenle dedim..
-iç ama az iç. dedi..
Rahat bi yirmi dakika hiç konuşmadık. ikinci sigaramı yakacaktım ama yine fırça yerim diye yakmadım. elimdeki tahta çubukla. yerde bişiler çiziyordum. hani hamurumda da biraz ressamlık varya ondan..
Olduğumuz avlu çok sessizdi yaz ayı olduğu için sadece cırcır böceklerinin sesi duyuluyordu. Bir de ara sıra karşıdaki evde karısından bağırarak habire çay isteyen adamın sesi vardı.
Uzun bir süre sessizce oturduk.
Size nasıl kelimelere dökeyim bilmiyorum ama bir anda yeryüzündeki her şey sustu. öyle bir keman sesi yayılmaya başladı ki avluda. içime işliyordu her notası.duyduğum o derin ses bu na benziyordu...
http://www.youtube.com/watch?v=YB1d0lcQfWc&feature=autoplay&list=PLCCDE68B38457084B&lf=results_video&playnext=2
Dedenin gözlerine baktım. O elleri kemanı öyle bir kavramıştı ki evladı gibi... Hani tabiri caizse keman gerçekten ağlıyordu. O an hissettiklerimi anlatabilecek kelimeleri kullanacak yeterlilikte değilim. Belliydi ama o kemanın bir hikayesi vardı. Dedenin bir hikayesi vardı,yüzündeki acının bir hikayesi vardı,kemanı tutan parmaklarının,ters aksi olmasının bir hikayesi vardı, o yüzden şu anda oturduğu yerde otururmuş yıllardır. O yüzden nereye giderse gitsin ayırmazmış kemanı yanından. o yüzden ağlarmış kemanı her çaldığında o yüzden pişmanmış hala yaşadığı ve bir türlü ölemediği için....
O kemanın hikayesini artık hiç merak etmiyordum. çünkü biliyordum ki eğer öğrenirsem olduğum yere çakılır kalırdım. Duymak istemiyorum dedim. Bi daha çalsın istemedim o melodiyi. Hemen aldığım tabakayı da orda bırakıp gitmek istedim. Kalkmadım ama.. Sadece oturdum.. Niye bağırmıyor bu adam niye çay istemiyor karısından,bi yerden biri bi ses versin..beni çağırsın annem,artık geç oldu eve gel diye... tabakasını çıkardı. bir sigara bana sardı. ikinci sigarayı sararken anlatmaya başladı işte kendiliğinden...
Bundan(yıl 2008) tam 70 yıl evvel Dersim de... Katliam sırasında daha çok genç 13 yaşında şimdi olduğu gibi yine kemanı elinden düşürmezmiş. Tüm ailesi öldürülmüş hemde gözleri önünde kanlı munzur deresinin hikayesini biliyormusunuz bilmem ama ailesindeki tüm herkesin kanı munzur deresinden akıp gitmiş. herkesi öldürmüşler de neden çocuğu öldürmemişler. Çünkü sıra ona geldiğinde biri elindeki kemanı görünce çalabiliyor musun? diye sormuş.
-evet
-iyi ozaman son kez bir çalda kulaklarımızın pası silinsin bari...
Daha 2 dakika evvel tüm ailesi gözlerinin önünde katledilmişti. annesi,babası,dedesi,iki küçük kardeşi,ve canından çok sevdiği ablası,ablasının yeri bambaşkaymış onun için. anlatmaya başladı..
-Annem gibiydi. O aldı bana kemanı. Ablam çok istemiş keman çalmayı ama babam izin vermemiş. Ölmeden evvel bana baktı ablam ağlama dedi zazaca. Seni bekliyoruz dedi aşağıda. Lafını bitiremeden gözlerimin önünde uçurumdan aşağı attılar. Hiç korkmamıştı. yada ben korkmayayım diye oyle görünüyordu...
Birazdan öleceğini biliyordu. Kemanı son kez ablası için aldı eline korktuğu için değil. Son kez ablası için çalacaktı. Çalmaya başladı. öyle içten öyle güzel çalmıştı ki gözünü kırpmadan uçurumdan insanları atan vicdansız bırakın bunu demişti. Anlatmaya devam etti.
-Yaşamak istemiyordum ki ben beni de atsınlar istedim, yapmadılar. Sonraları çok gittim o uçurum kenarına ama bi türlü atamadım kendimi becremedim....Her gün yalvarıyorum allahıma alsın beni de yanına diye...
Hiç ayırmıyorum kemanı yanımdan bu yüzden bir gün ölürsem yanımda götürmek için....Dedi.
Ben dedi.
-Ben bu keman yüzünden ölemedim. Bu keman yüzünden bütün ailemin ölümünü her gün tekrar tekrar gördüm. Bu keman yüzünden bu dünyada bir başıma kaldım. Ama bu keman sayesinde dayanabildim. Bu keman sayesinde her çaldığımda ailemin Gülen yüzlerini görebildim. Bu keman sayesinde ablamı mutlu edebildim. Bütün gece hiç konuşmadan dinledim dedeyi. O anlattı ben dinledim. Dede dedim.
-Yarın senin fotoğrafını çekebilir miyim?
-Çek evladım çek. Anlat ama hikayemi bilsinler,dinlesinler. Herkes bilsin sevdiğinin değerini. Onlara yaşarken söylesinler sevdiklerini. Anlat herkese anlat ki uçurum kenarında dururken kaybetmeden haykırsınlar içindekileri....
Adı Dede'ydi ve bana ölmeden çaldığı o parça uçurum kenarında ablası ve ailesi için çaldığı parçaydı.
Çaldığı son parçaydı.
İki gün sonra kemanıyla birlikte gömdük dedeyi. Herkes bilirmiş aslında hikayesini. Ama çok az kişiye nasip olmuş onu keman çalarken görmek....
Veysel Çelik....


